Diabetes mellitus, kanda şeker miktarının normal sınırlar üzerine çıkması ile oluşan bir hastalıktır. Kanda şeker miktarı 50-100 mg./100 ml’dir. Lida kandaki şeker miktarını da dengelemektedir. Normal şartlar altında diğer ifade ile sağlıklı bir kişide kan şekerlerinin 100 mi kanda 50-100 mg. arasında tutulmasını pankreas’tan salgılanan insulin adlı hormon sağlar. Kan şekeri bu aralığın üzerine çıktığında pankreas adlı organ kana insulini bırakarak şeker miktarının düşmesini ve tekrar normal sınırlar arasına gelmesini sağlar.
Ancak bazı bireylerde ki bunun nedeni günümüzde tam olarak kesinlik kazanmamış olmakla beraber çoğunlukla genetik nedenlere bağlanmaktadır, insulin hormonu yetersizliği söz konusudur. Bu kişiler insulin hormonunu sentezleyemediklerinden veya yetersiz oranda sentezlediklerinden kan şekeri yükseldiği zaman normal sınırlar arasına çekilemez ve söz konusu hastalık tablosu ortaya çıkar. Bu tip diabet’e yani insulin yetmezliğine bağlı olarak ortaya çıkan diabet’e 1. tip diyabet adı verilir. 1. tip diyabet’in rastlanma oranı günümüzde çok fazla olmayıp toplam diyabetli oranı ile karşılaştırıldığında %5 civarlarında seyretmektedir. Buna karşılık insulin hormonu ile bir ilgisi olmaksızın genelde fazla şeker ve yağ alımına bağlı olarak yanlış beslenme sonucunda kan şekerinin çıkması şeklinde oluşan diyabet’in rastlanma oranı çok daha yüksektir. Bu tür diyabet 2. tip diyabet olarak adlandırılır ve toplam diyabet’liler arasındaki oranı % 95′i bulacak kadar yüksektir. 2. tip diyabet’te insulin hormonu salgılanmaktadır ve insulin yetmezliği şeklinde bir sorun bulunmamaktadır. Ancak fazla şeker ve yağ alan kişilerde kan şekerinin, insulin hormonunun onu düşürecek kapasitesinin üzerinde alınması sonucu kan şekeri normal düzeylerine düşememektedir. Aslında sürekli olarak 2. tip diyabet’ten karbonhidrat ve şeker tüketimi sorumlu tutulmaktadır.
Ancak çikolata, şeker ve tatlı türü gıdaların tüketimi bir çok kişide aşırı tatlı lezzetinden dolayı sanılanın aksine çok fazla miktarlarda olmamaktadır. Zaten bu tip yağlı ve şekerli ürünler hiçbir Lida siyetinde de önerilmemektedir. Üstelik bu gıdalar az miktarlarda bile alınsa iştahı azaltarak daha fazla yağlı ve şekerli gıda alımının önünü de kesmektedir. Tüm bunlara ilave olarak karbonhidratların yağlarla karşılaştırıldığında çok daha çabuk enerjiye dönüştürüldüğü ve çok daha az oranda vücut yağına dönüştürüldüğü dikkate alınırsa yağların diyabet yönünden çok daha fazla sorumlu olduğu kolayca anlaşılabilir. Depo edilen fazla yağlar sonradan şekere dönüştürülerek kan şekerini yükseltmekte ve Diabet’e davetiye çıkartmaktadır. Aslında sadece yağlar değil, fazla alındığı takdirde tüm besinler, karbonhidratlar ve hatta proteinler de yağa ve bu yağ da şekere çevrilebilecektir. Dolayısıyla fazla alındığı takdir de ayırım olmaksızın karbonhidrat, yağ ve proteinlerin tümünün de 2 tip diabet’e neden olma potansiyelleri bulunmaktadır. Buna karşılık lifli gıdalar kısmında özellikle değinildiği üzere liflerin şekeri bağlayarak mide-bağırsak çeperinden emilme oranını azaltması ve bu şekilde şekerin kana karışma oranını ve hızını azaltması lifli gıda ile beslenmenin 2. Tip diabet’e karşı mükemmel koruyucu etkisini ortaya koymaktadır.
Bu nedenle lif yönünden zengin meyve ve sebze tüketimi şekere karşı koruyucu olması yönünden de oldukça önemlidir. Gıda için alışveriş yaparken alınan gıda maddelerinin önce etiketlerine ve etiketlerindeki yağ, şeker oranlarına bakarak bilinçli satın almaya yönelmek, alışverişlerde sebze ve meyveyi hakim kılmak, tüm gıda maddelerinde ve hazırlanan yemeklerde yağ miktarını mümkün olduğunca düşük tutmak 2. tip diabet’e karşı son derece etkili önlemler olacaktır. Gıdalarla fazla total yağ alımı, fazla kolesterol, aşırı miktarda sature yani doymuş yağ alımı ve fazla şekerli gıda tüketimine yönelmek, buna karşılık C vitamini ve potasyum yönünden fakir gıda tüketimi de 2. tip diabet’e davetiye çıkaran faktörlerdir. C vitamini başta olmak üzere tüm vitaminlerin Lida ile zayıflama döneminde alınması şarttır. Kan şekerinin fazla yükselmesi enerji fazlalığını ortaya çıkararak kalbin fazla çalışmasına neden olacaktır. Bu durum doğrudan kalbe bir baskı oluşması anlamındadır. Kanın şeker miktarınca aşın yüklenmesi kalpten de önce böbrekleri yoracaktır.
Zira kanın fazla şeker düzeyinden dolayı böbrekler tarafından süzülmesi güçleşecektir. Fazla miktardaki şeker moleküllerinin böbrek kanallarını tıkamasına bağlı olarak ta kanın süzülmesi işlemi zorlaşabilmekte ve sonuçta böbrek yetmezliği ortaya çıkmaktadır. Böbrek yetmezliğine bağlı olarak kanın süzülmesindeki yavaşlama kan debisinin azalmasına yani kanın transfer hızının yavaşlamasına böylelikle sürekli olarak kalbe kanın basınç uygulamasına neden olacaktır. Kalbin bir yandan temiz kan göndermek için çabası ve bir yandan da kendisine daha fazla miktarda gelmeye başlayan kanı pompalamakta zorlanması zamanla kardivasküler ve kalp hastalıklarını da tetikleyecektir. Bu nedenle diyabetin en sık rastlanan komplikasyonlarından birisi de kalp ve damar hastalıklarıdır. Diyet, egzersiz ve Lida diyabeti de kiloyu da söküp atacaktır. Tam bu tür bir risk söz konusu iken diyabetli kişinin veya bu hastalığa potansiyeli olan kişinin bir de fazla doymuş yağ veya kolesterol alamaya devam etmesi damar çapında küçülmeyi yani atherioklerosisi gündeme getirerek kalp hastalığı riskini arttıracaktır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder